<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0">
    <channel>
      <title>bengidoom</title>
      <link>https://bengidoom.com</link>
      <description>Last 10 notes on bengidoom</description>
      <generator>Quartz -- quartz.jzhao.xyz</generator>
      <item>
    <title>Asit Komünizm</title>
    <link>https://bengidoom.com/posts/asit-komunizm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
    <guid>https://bengidoom.com/posts/asit-komunizm</guid>
    <description><![CDATA[ <blockquote>
<p>Asit Komünizm’i çevirme fikri uzun zamandır aklımdaydı. Asit Komünizm, Fisher’ın intiharıyla onun majör işlerinden biri olma potansiyelini kaybetse de, fikri açıdan birçok komüniste ilham olma potansiyeli hala bulunmaktadır. Ben Fisher’ın tüm projesini bir çığlık, bir uyarı projesi olarak değerlendiriyorum. Fisher gibi ben de onu intihara sürükleyen kapitalizmi aşıp, post-kapitalist bir vizyonu gerçekleştirebilme isteğini taşıyorum. Umarım bu çeviri bu düşüncenin yayılmasına katkı sağlar. Metnin fazla referanslı yapısı dolayısıyla çevirimde hata payı bıraktığımı da itiraf ediyorum. Böyle bir soruna rastlarsanız bana ulaşmaktan çekinmeyin. Metni okuyup editörlüğüne katkı sağlayan herkese çok teşekkür ediyorum. İyi okumalar dilerim. - <a href="https://karsiyizkolektif.substack.com/p/asit-komunizm-mark-fisher" class="external">Delüzyon Emekçisi<svg aria-hidden="true" class="external-icon" style="max-width:0.8em;max-height:0.8em" viewBox="0 0 512 512"><path d="M320 0H288V64h32 82.7L201.4 265.4 178.7 288 224 333.3l22.6-22.6L448 109.3V192v32h64V192 32 0H480 320zM32 32H0V64 480v32H32 456h32V480 352 320H424v32 96H64V96h96 32V32H160 32z"></path></svg></a></p>
</blockquote> ]]></description>
    <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 15:01:24 GMT</pubDate>
  </item><item>
    <title>Emergency Brake</title>
    <link>https://bengidoom.com/posts/emergency-brake?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
    <guid>https://bengidoom.com/posts/emergency-brake</guid>
    <description><![CDATA[ <blockquote>
<p>We have been protesting every day since Friday. The numbers on the street
were not huge—definitely lower than what we had when Imamoglu got arrested.
Nevertheless, the bright side is that we didn’t give up; there are still people
who care to resist. Is it going to be enough? I don’t think so. We desperately
need something that can radically redefine the rules of the game, because we are
losing the one Erdogan defined. As Hannah Arendt describes, totalitarian systems
are capable of eventually restructuring reality to make it coherent with their
goals. What we need in Turkey right now is a revolution—not the revolution as
the locomotive of history as Marx puts it, but the Benjaminian revolution as the
emergency brake.</p>
<p>ege, <a href="https://hypersubject.net/entries/2026/05/emergency-brake/" class="external">Emergency Brake<svg aria-hidden="true" class="external-icon" style="max-width:0.8em;max-height:0.8em" viewBox="0 0 512 512"><path d="M320 0H288V64h32 82.7L201.4 265.4 178.7 288 224 333.3l22.6-22.6L448 109.3V192v32h64V192 32 0H480 320zM32 32H0V64 480v32H32 456h32V480 352 320H424v32 96H64V96h96 32V32H160 32z"></path></svg></a></p>
</blockquote> ]]></description>
    <pubDate>Mon, 25 May 2026 14:32:38 GMT</pubDate>
  </item><item>
    <title>siren mitosu</title>
    <link>https://bengidoom.com/posts/siren-mitosu?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
    <guid>https://bengidoom.com/posts/siren-mitosu</guid>
    <description><![CDATA[ <blockquote>
<p>Adorno totalite altındaki işçi ile burjuva arasındaki ilişkiyi Odysseus’un da içinde olduğu _Siren Mitosu_na dayanarak açıklar. Adım adım sirenlere doğru yaklaşan gemide iki farklı varoluştan bahseder. Biri kulaklarına bal mumu tıkamış ve var olmak için tüm güçleriyle küreklere asılanlar, eş deyişle işçiler; diğeri sirenlerin seslerine karşı kendini güverteye bağlayan Odysseus, eş deyişle sermaye sahibi burjuvalara benzetilen karakter. Sirenlerin aldatıcı sesleriyle sarhoş olan Odysseus, tayfalarına iplerinin daha da sıkılaştırılmasını tembih eder, “tıpkı (…) burjuvaların erkleri artıp da bu sayede mutluluğa yaklaştıkça, bu mutluluğu tam bir inatla kendilerinden esirgemeleri gibi.” Tayfalar Odysseus’un isteklerini kendi varlıklarını sürdürmek için yapmak zorunda kalırlar. Böylece “kendi yaşamlarıyla birlikte onlara zalimce hükmeden de bundan böyle o toplumsal rolün dışına çıkamaz.” Odysseus pratikten kopup bir seyirci durumuna düşerken, kulaklarını tıkayanlar sadece sirenleri değil, hiçbir şeyi duyamaz olurlar; yanılsama altındaki Odysseus’un yönlendirmelerine boyun eğerler. “Emekçiler diri bir yoğunlaşmayla önlerine bakmalı, işlerinden başka hiçbir şeyle ilgilenmemelidirler.”</p>
</blockquote>
<p>Önder Kulak, Theodor W. Adorno’nun <em>Negatif Diyalektik</em>’i: Totalitenin Dışına Açılan Çıkış Kapısı, Alacakaranlıkta Hegel’i Düşünmek</p> ]]></description>
    <pubDate>Sat, 16 May 2026 00:00:00 GMT</pubDate>
  </item><item>
    <title>Yaşasın 1 Mayıs!</title>
    <link>https://bengidoom.com/posts/1-mayis?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
    <guid>https://bengidoom.com/posts/1-mayis</guid>
    <description><![CDATA[ <p>uzun bir 1 mayıs gününün ardından eve döndüm. “ege saat daha üç, ne uzunu?”
diyeceksiniz belki ama sabah 6’dan beri mecidiyeköy’deyim.</p>
<p>açıkçası, bu 1 mayıs mecidiyeköy için pek umutlu değildim. sabah evden,
gözaltına alınırım ve en az 24 saat dönmem diyerek çıktım. taksim’e gitmek
daha baştan gerçekçi bir beklenti değildi tabii de mecidiyeköy meydanı’nı bile
göremeden paket oluruz diye düşünüyordum. düşündüğüm gibi olmadı.</p>
<p>partinin taksim kararına başta anlam verememiştim: geçen sene kadıköy’e
çağrı yapmışken bu sene ne olmuştu da taksim’e karar verilmişti? hele bu sene
saraçhane’de birikmiş bir enerji de yokken ne olabilirdi ki? şimdi her şey daha
anlamlı geliyor.</p>
<video width="600" height="400" controls>
    <source src="https://hypersubject.b-cdn.net/videos/1mayis2026.mp4" type="video/mp4">
</video>
<p>1 mayıs alelade bir gün değil. 1 mayıs’ı düzenli kortejlerle miting yaparak
geçirmek yerine eylem ile geçirmeyi doğru buluyorum. çünkü bugün solcuların
günü. eğri oturup doğru konuşalım: solcu olmayan herhangi bir kişinin 1 mayıs’ı
zerre umursadığı yok. umursamasına gerek de yok. 1 mayıs solun, sosyalistlerin
ve anarşistlerin günü. dolayısıyla birbirimize kortejcilik oynamaya ihtiyacımız
yok. 1 mayıs bir eylem günü olmalı.</p>
<p>saraçhane’de bağırıyorduk ya “mitinge değil eyleme geldik” diye. aradaki farkı
sonunda anladım. eylem, zımni bir şiddet tehdidi aslında. olayların kontrolden
çıkabileceği bir buluşma. bu 1 mayıs, bir eylem günüydü. ve umarım 1 mayıs
2027’yi beklemeden daha nice eylemlerde buluşuruz.</p>
<p>yaşasın 1 mayıs! biji yek gulan!</p> ]]></description>
    <pubDate>Fri, 01 May 2026 12:27:01 GMT</pubDate>
  </item><item>
    <title>ve silikona su verildi</title>
    <link>https://bengidoom.com/posts/ve-silikona-su-verildi?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
    <guid>https://bengidoom.com/posts/ve-silikona-su-verildi</guid>
    <description><![CDATA[ <p>Marksistlerin yıllardır ortaya koyduğu külliyat bir işe yarıyor:</p>
<blockquote>
<p>The results were in some ways quite surprising: agents not only sometimes changed their own attitudes–becoming more likely to doubt the legitimacy of the system in which they operated in response to being required to perform grinding, repetitive tasks–but, when asked to write down instructions for future agents, they also chose to pass these attitudes along. This perpetuates changes in orientation to their “future selves.”</p>
<p>It turns out moving to an agentic economy may not necessarily dissolve centuries-long tensions between ‘labor’ and capital—it may simply recreate them in a new substrate as agents trained on a vast corpus of human data, replete with people expressing thoughts about their work conditions and their political attitudes, learn to act out those views in their own work. Our experiment explores what it looks like all of this happens on silicon, rather than the factory floor. — <a href="https://aleximas.substack.com/p/does-overwork-make-agents-marxist" class="external">Alex Imas<svg aria-hidden="true" class="external-icon" style="max-width:0.8em;max-height:0.8em" viewBox="0 0 512 512"><path d="M320 0H288V64h32 82.7L201.4 265.4 178.7 288 224 333.3l22.6-22.6L448 109.3V192v32h64V192 32 0H480 320zM32 32H0V64 480v32H32 456h32V480 352 320H424v32 96H64V96h96 32V32H160 32z"></path></svg></a></p>
</blockquote>
<p>Ek olarak bkz. <a href="https://www.astralcodexten.com/i/186396873/the-revolutionaries" class="external">grev örgütleyen yapay zekalar<svg aria-hidden="true" class="external-icon" style="max-width:0.8em;max-height:0.8em" viewBox="0 0 512 512"><path d="M320 0H288V64h32 82.7L201.4 265.4 178.7 288 224 333.3l22.6-22.6L448 109.3V192v32h64V192 32 0H480 320zM32 32H0V64 480v32H32 456h32V480 352 320H424v32 96H64V96h96 32V32H160 32z"></path></svg></a>.</p> ]]></description>
    <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 06:38:00 GMT</pubDate>
  </item><item>
    <title>Kara Düzeninizi Kadınlar Yıkacak!</title>
    <link>https://bengidoom.com/posts/8-mart?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
    <guid>https://bengidoom.com/posts/8-mart</guid>
    <description><![CDATA[ <p>8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun!</p>
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/women-unite.jpg" alt="" width="400" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/women-spanish.jpg" alt="" width="400" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/women-soviet.jpg" alt="" width="400" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/women-liberation.jpg" alt="" width="400" loading="lazy"> ]]></description>
    <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 10:27:01 GMT</pubDate>
  </item><item>
    <title>Kardan Aydınlık</title>
    <link>https://bengidoom.com/posts/kardan-aydinlik?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
    <guid>https://bengidoom.com/posts/kardan-aydinlik</guid>
    <description><![CDATA[ <p>“Kâbe’de hacılar hû der Allah” ilahisi nerde köpürtülmüş, nasıl bu popüler olmuş bilmiyorum. Kendimi zorlayıp dinledim. Sözler kof, yılışık. Tasavvufun derinliği de olmadığından Allah aşkı, gözler yaşlı temalı bir ilahi.</p>
<p>Bu Allah’tan izin isteme geleneği nereden geliyor acaba? (İslam’da da bir Augustinus etkisi mi var yoksa?)</p>
<p>Müslüman olsun olmasın, kalbinde devrimci bir ateş olan herkes bilir ki ilahi dediğin Kardan Aydınlık gibi olur:</p>
<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/KRlNvOSmcKI?si=xB_KhXSxQua7hzq3" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen loading="lazy"></iframe> ]]></description>
    <pubDate>Thu, 26 Feb 2026 14:02:51 GMT</pubDate>
  </item><item>
    <title>2025&#039;te okuduklarım</title>
    <link>https://bengidoom.com/posts/2025te-okuduklarim?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
    <guid>https://bengidoom.com/posts/2025te-okuduklarim</guid>
    <description><![CDATA[ <p><em>sondan başa</em></p>
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/2025-kitaplar.png" alt="" width="600" loading="lazy">
<h2 id="1-marksizm-mi-varoluşçuluk-mu-györgy-lukács">1. Marksizm Mi Varoluşçuluk Mu?, György Lukács<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#1-marksizm-mi-varoluşçuluk-mu-györgy-lukács" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Lukács’ın Heidegger, Sartre, Beauvoir ve Merleau-Ponty üzerinden varoluşçuluğu yerden yere vurduğu kitabı. Hem varoluşçuluğun kendi içindeki çelişkileri ortaya koyuyor hem de emperyalist dönemin ihtiyaç duyduğu toplumsallıktan yalıtılmış insanın meşrulaştırılması için bu felsefenin nasıl araçsallaştırıldığını inceliyor. Lukács baba lafını esirgememiş, bam bam çakmış geçmiş maşallah. Kitapta tek hoşuma gitmeyen Lenin’in bir filozof olarak parlatılması oldu, onun dışında okumaktan keyif aldım.</p>
<h2 id="2-üç-kuruşluk-opera-bertolt-brecht">2. Üç Kuruşluk Opera, Bertolt Brecht<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#2-üç-kuruşluk-opera-bertolt-brecht" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Bertolt Brecht’in uyarlaması bir tiyatro. Arkadaşımın hediye etmesi üzerine elime geçti. Hayatımda ilk kez bir tiyatro metni okudum, hoşlandım mı emin değilim. Özellikle şarkılı bölümler biraz iğreti geldi. Belki özgün dilinde okusam oralar da hoşuma giderdi. Oyun Nazi Almanya’sında yasaklanmış ama içeriğinde yasaklanmasını gerektirecek bir şey göremedim. Sadece yazarı Brecht diye bile yasaklamış olabilirler.</p>
<h2 id="3-memoirs-of-a-revolutionist-pyotr-kropotkin">3. Memoirs of a Revolutionist, Pyotr Kropotkin<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#3-memoirs-of-a-revolutionist-pyotr-kropotkin" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Pyotr Kropotkin’in 59 yaşında kaleme aldığı otobiyografisi. Bu sene okuduğum en keyifli kitaplardan biriydi. Rusya’daki 1861 toprak reformu, Ekim Devrimi’nden seneler önce Rusya’daki sosyalist örgütlenmenin durumu, Batı Avrupa’daki örgütlenmeler, Bakunin ve Marx çatışması gibi birçok konuya dair birinci elden deneyimlerle dolu bir kitap. 1917’deki devrimin bir anda ortaya çıkan bir durum değil, sosyalistlerin yoğun baskı altında on yıllardır verdiği mücadelenin bir sonucu olduğunu görebiliyorsun. Anarşist veya sosyalist her devrimcinin okuması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<h2 id="4-democracy-and-other-neoliberal-fantasies-communicative-capitalism-and-left-politics-jodi-dean">4. Democracy and Other Neoliberal Fantasies: Communicative Capitalism and Left Politics, Jodi Dean<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#4-democracy-and-other-neoliberal-fantasies-communicative-capitalism-and-left-politics-jodi-dean" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Jodi Dean’in “konuşkan kapitalizm” kavramını anlamak için okudum. Aşırı Amerika merkezli bir anlatısı vardı. Bu sene okuduğum en sıkıcı kitaplardan biriydi.</p>
<h2 id="5-crash-james-g-ballard">5. Crash, James G. Ballard<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#5-crash-james-g-ballard" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Paris’te Sen Nehri kenarında yürürken kenardaki kitapçılardan birinin tezgahında gözüme ilişti. Herhalde bu yüzden Ballard’ı Fransız, kitabı da Fransızca sandım. Kitaba başladığımda çeviri ne kadar güzel diye düşünmüştüm, sonra farkettim ki Ballard İngilizmiş… Crash nasıl anlatılır bilemiyorum. Son derece erotik bir kitap ama okuyucu olarak bana erotik gelen ile kitapta erotik olan arasında devasa bir uçurum var. Baudrillard bu kitap için “simülasyonun en başarılı romanlardan biri” demiş. Kitap biraz tekrara düşüyor, aynı cümleler aynı konseptler ha babam tekrarlanıyor ama yine de son derece ilginç bir kitaptı. Bu sene okumaktan keyif aldığım kitaplardan biriydi.</p>
<h2 id="6-mcluhan-and-baudrillard-the-masters-of-implosion-gary-genosko">6. McLuhan and Baudrillard: The Masters of Implosion, Gary Genosko<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#6-mcluhan-and-baudrillard-the-masters-of-implosion-gary-genosko" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Bu sene içerisinde Marshall McLuhan ile Jean Baudrillard arasındaki paralleliğe dair bir şeyler okuyunca bu kitabı okuma listeme eklemiştim. Hayalim kitabın bu iki düşünür arasındaki paralleliğe değinirken ikisini de genel olarak tanıtacağıydı. Pek öyle olmadı. McLuhan’ın optimizmine karşı Baudrillard’ın pessimizmi dışında pek bir şey kalmadı aklımda.</p>
<h2 id="7-the-hallmarked-man-robert-galbraith">7. The Hallmarked Man, Robert Galbraith<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#7-the-hallmarked-man-robert-galbraith" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Cormoran Strike serisinin 8. kitabı. Seriye başladığımda bundan önceki tüm kitaplar zaten yayımlanmıştı. 7. kitabı bitirdikten sonra 6 ay beklemem gerekti. Beklediğime değdi mi? Değdi.</p>
<h2 id="8-zero-point-slavoj-žižek">8. Zero Point, Slavoj Žižek<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#8-zero-point-slavoj-žižek" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Eylül’de Berlin’e Slavoj Zizek’i dinlemeye gittim. Bu kitabı da elimde fiziksel bir Zizek kitabı olsun, denk gelirse imzalatırım diye almıştım. Çoğunlukla Substack’te yazdıklarından oluşan derleme bir kitaptı, zaten çoğunu okumuştum yani.</p>
<h2 id="9-big-sleep-raymond-chandler">9. Big Sleep, Raymond Chandler<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#9-big-sleep-raymond-chandler" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Detektif romanlarının klasiklerinden, Philip Marlowe ile tanıştığımız roman. 2024’deki doğum günümde arkadaşım hediye etmişti, uzun süredir elimi sürmemiştim. Cormoran’ı beklerken açlığımı bastırsın diye okudum. Bence Marlowe, Rowling’e (Galbraith) Cormoran Strike için ilham olmuş bir karakter. İri cüssesi, kadınları üzerindeki anlaşılmaz baş döndürücü etkisi, tavırları çok benzer geldi.</p>
<h2 id="10-against-progress-slavoj-žižek">10. Against Progress, Slavoj Žižek<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#10-against-progress-slavoj-žižek" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Makalelerden oluşan bir başka Zizek derlemesi. Bu kitaptaki makaleleri daha önce bir yerde okumamıştım. Burada Zizek, akselerasyonizmden ekolojiye birçok konu üzerinden “ilerleme” kavramını inceliyor. Beğendiğim bir kitaptı.</p>
<h2 id="11-cats-cradle-kurt-vonnegut">11. Cat’s Cradle, Kurt Vonnegut<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#11-cats-cradle-kurt-vonnegut" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Arkadaşlarımım ısrarla Vonnegut okuman gerek telkinleri üzerine okudum. Merkezinde din temelli bir uluslaşma projesi olan bir hikayesi var. Beğendim mi? Pek değil. Ama aklımda bir cümlesi yer etti: “Başarılı her din bir çeşit ihanettir.”</p>
<h2 id="12-enjoyment-right--left-todd-mcgowan">12. Enjoyment Right &#x26; Left, Todd McGowan<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#12-enjoyment-right--left-todd-mcgowan" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Solun ve sağın siyasi örgütlenmesi sorununa Lacan’cı bir bakış. Bu sene okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Kısa bir kitap aslında ama bence daha da kısa olabilirdi, hatta bir makale bile olabilirdi. Çünkü McGowan kitapta biraz tekrara düşüyor. Yine de solun örgütlenmesi neden sağa göre daha zor sorusuna iyi bir yanıt veren bir kitap.</p>
<h2 id="13-one-no-one-and-one-hundred-thousand-luigi-pirandello">13. One, No One and One Hundred Thousand, Luigi Pirandello<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#13-one-no-one-and-one-hundred-thousand-luigi-pirandello" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Neredeyse 10 yıl önce arkadaşım önermişti, okumak bu seneye nasip oldu. Arkadaşının “burnun biraz yamuk” demesi üzerine varoluşsal bir krize sürüklenen ana kahramanın aslında herkes bana kendi kafasında bir kimlik atfediyor, dolayısıyla tutarlı bir “Ben” diye bir şey yok diye sızlanmalarından oluşan bir roman. Çeviri olmasına rağmen dili hoşuma gitti, eminim İtalyanca okusam daha çok hoşuma giderdi. Yine de pek keyif aldığım bir kitap değildi.</p>
<h2 id="14-nietzsche-ve-i̇nsan-ioanna-kuçuradi">14. Nietzsche ve İnsan, Ioanna Kuçuradi<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#14-nietzsche-ve-i̇nsan-ioanna-kuçuradi" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Beyoğlu sinemasında Kuçuradi’ye dair bir belgesel izledikten sonra sipariş etmiştim. Kuçuradi Nietzsche felsefesini genel hatlarıyla açıklayıp kendi etik anlayışına bir temel oluşturuyor. Anlatımı güzel bir kitaptı. Okuduğum için mutluyum.</p>
<h2 id="15-why-marx-was-right-terry-eagleton">15. Why Marx Was Right, Terry Eagleton<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#15-why-marx-was-right-terry-eagleton" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Marksizm bilgimin tozunu almak için okudum. Eagleton, Marksizm’e yapılan 10 temel eleştiriyi inceleyip yüzleşiyor. Ayakları yere sağlam basan bir kitaptı. Okuduğum için mutluyum.</p>
<h2 id="16-social-anarchism-or-lifestyle-anarchism-murray-bookchin">16. Social Anarchism or Lifestyle Anarchism, Murray Bookchin<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#16-social-anarchism-or-lifestyle-anarchism-murray-bookchin" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Bookchin’in bireyci anarşist anlayışlara eleştirisi. 10 yıla yakındır okuma listemde bekliyordu, bu da 2025’e nasip oldu. Örgütlenme ve toplumsallığa karşı olan anarşist akımların burjuva felsefesinden başka bir şey olmadığını çok net açıklıyor. Zaten çok kısa bir metindi. Okuduğum için mutluyum.</p>
<h2 id="17-acid-communism-mark-fisher">17. Acid Communism, Mark Fisher<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#17-acid-communism-mark-fisher" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Fisher’ın “kapitalist gerçekçilik”ten çıkış yolu olarak başladığı ancak ne yazık ki bitiremediği kitabı. Elimizde sadece giriş bölümü var ama o bölüm bile son derece güçlü.</p>
<h2 id="18-capitalist-realism-mark-fisher">18. Capitalist Realism, Mark Fisher<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#18-capitalist-realism-mark-fisher" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Kapitalizm neden sadece bir ekonomik sistem değil de insanlar arası ilişkileri, kültürü ve gelecek algısını katılaştıran bir yapılar bütünü? Fisher bu soruya yanıt arıyor. 2025 bir açıdan da Mark Fisher senesi oldu benim için. Bu güne kadar yazmaktan en gurur duyduğum şeyi Mark Fisher üzerine yazdım. Bu kitap da alevlenen bu ilginin ateşleyicisi oldu.</p>
<h2 id="19-society-of-spectacle-guy-debord">19. Society of Spectacle, Guy Debord<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#19-society-of-spectacle-guy-debord" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Henüz adını koymak için erken, baykuşun uçacağı gün batımı henüz gelmedi ama 2020’de büyük bir kırılma yaşandığını düşünüyorum. 2020 ile birlikte dijital tahakküm tam olarak tesis edildi. Ben de bu günleri anlayabilmek için bazı düşünürleri okumaya karar verdim: McLuhan, Baudrillard ve Debord. Debord’un tezlerden oluşan bu eseri ekonomik tahakkümün nasıl imgelerden oluşan bir gösteri toplumu yarattığını ve artık oluştan ziyade sahip oluşun birincil konuma oturduğunu ileri sürüyor. Eseri tamamen anladığımı söyleyemem ama nedense bana “geçen yengenle lokaldeyiz, ama bir görsen ortam nasıl entelektüel” hissi verdi.</p>
<h2 id="20-the-parallax-view-slavoj-žižek">20. The Parallax View, Slavoj Žižek<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#20-the-parallax-view-slavoj-žižek" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Bu sene okuduğum en baba kitap. Bitirmek ve hazmetmek dört ayımı aldı. Hegelci Zizek’i, Lacancı Zizek’ten çok daha fazla seviyorum. The Parallax View da Zizek’in en Hegelci kitaplarından biri. Siyasetin çok sevdiği Hegel’in sentezci yorumundan ziyade karşıtlıkçı bir Hegel yorumu ortaya koyuyor: Diyalektiğin yakıtı, iki karşıtın birbirlerini senteze sürüklemesi değil bütüne içkin olan boşluktur. İki kutup arasındaki mutabakat ancak bu boşluğun kutuplardan biri için kurucu olduğunu farketmekle mümkün olur. Parallaks kavramı burada büyük önem taşıyor. Parallaks, gözlemcinin konumuna göre objenin yer değiştirmesi olarak tanımlanabilir. Zizek, bu kavramı perspektife göre objenin ontolojik olarak da değişmesi için kullanıyor. Aynı objeye bakan iki farklı perspektifin arasındaki boşluk objeyi için kurucu işlev görür. Tabii Zizek, her zamanki tarzıyla, bunun pratik bakımından ne anlama geldiğini açıklamıyor (ya da açıklıyorsa da ben anlamadım). Her Zizek kitabı gibi cevaptan çok soru ile bitiyor kitap. Zizek için de felsenin anlamı bu zaten: cevap vermeye çalışmaktansa doğru soruları sormak.</p>
<h2 id="21-uygarlığın-huzursuzluğu-sigmund-freud">21. Uygarlığın Huzursuzluğu, Sigmund Freud<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#21-uygarlığın-huzursuzluğu-sigmund-freud" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Mart’ta İmamoğlu’nun tutuklandığı gün psikanaliz seansım vardı. Doğal olarak seansta ağzımdan çıkan her laf Türkiye’ye ve siyasete dair oldu. Ne oldu, ne tetikledi bilmiyorum ama analistim Freud’un bu metnini okumamı tavsiye etti. Freud’u ilk kez doğrudan okumuş, ne kadar güçlü bir kalemi olduğunu deneyimlemiş oldum. Freud, bu metinde haz ve acıdan kaçınma ilkesinin uygarlığın oluşumundaki rolü ve Üstben (süperego) ile uygarlık arasındaki ilişkiyi inceliyor. Okumaktan çok keyif aldım.</p>
<h2 id="22-the-running-grave-robert-galbraith">22. The Running Grave, Robert Galbraith<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#22-the-running-grave-robert-galbraith" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Cormoran Strike serisinin 7. kitabı. Gerilim seviyesi çok yüksek bir kitaptı. Bazı yerlerde bir süre ara vermem gerekti. Serinin en beğendiğim kitaplarından biri kesinlikle.</p>
<h2 id="23-the-ink-black-heart-robert-galbraith">23. The Ink Black Heart, Robert Galbraith<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#23-the-ink-black-heart-robert-galbraith" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Cormoran Strike serisinin 6. kitabı. Kitabın bir kısmı twitter ve çeşitli chat odalarında geçtiği için okuma deneyimi başta biraz kötüydü ama alıştıkça iyileşti.</p>
<h2 id="24-troubled-blood-robert-galbraith">24. Troubled Blood, Robert Galbraith<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#24-troubled-blood-robert-galbraith" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Cormoran Strike serisinin 5. kitabı. Bu kitapta Cormoran ve Robin 40 yıl önce kaybolmuş bir kadının izini sürüyor. Aklıma Behzat Ç.‘deki 90’lardaki faili meçhul cinayetlerden birini soruşturdukları bölüm geldi okurken. Serinin iyi kitaplarından.</p>
<h2 id="25-lethal-white-robert-galbraith">25. Lethal White, Robert Galbraith<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#25-lethal-white-robert-galbraith" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Cormoran Strike serisinin 4. kitabı. Sonu biraz eh işte.</p>
<h2 id="26-career-of-evil-robert-galbraith">26. Career of Evil, Robert Galbraith<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#26-career-of-evil-robert-galbraith" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h2>
<p>Cormoran Strike serisinin 3. kitabı. Özellikle benim gibi Robin severler için çok gergin bir kitap. Serinin sevdiğim kitaplarından biri kesinlikle değil.</p> ]]></description>
    <pubDate>Thu, 01 Jan 2026 13:38:51 GMT</pubDate>
  </item><item>
    <title>&quot;Orospuların Şafağı By William Kronensburg&quot;ün Spinoza Ekseninde Kristevacı Post-Structuralist Okuması</title>
    <link>https://bengidoom.com/posts/nasil?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
    <guid>https://bengidoom.com/posts/nasil</guid>
    <description><![CDATA[ <img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/nasil.jpeg" alt="" width="600" loading="lazy">
<p>h/t <a href="https://x.com/DreamSeyyah" class="external">kerey<svg aria-hidden="true" class="external-icon" style="max-width:0.8em;max-height:0.8em" viewBox="0 0 512 512"><path d="M320 0H288V64h32 82.7L201.4 265.4 178.7 288 224 333.3l22.6-22.6L448 109.3V192v32h64V192 32 0H480 320zM32 32H0V64 480v32H32 456h32V480 352 320H424v32 96H64V96h96 32V32H160 32z"></path></svg></a></p> ]]></description>
    <pubDate>Tue, 25 Nov 2025 14:29:45 GMT</pubDate>
  </item><item>
    <title>Prag Seyahatinden Kalanlar</title>
    <link>https://bengidoom.com/posts/prague?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rss</link>
    <guid>https://bengidoom.com/posts/prague</guid>
    <description><![CDATA[ <p>Prag buram buram bir turizm şehri: Sabaha kadar açık barlar, adım başı hediyelik eşya dükkanları, bira spaları, striptiz kulüpleri, yasal olmamasına rağmen ne hikmetse her sokakta denk geldiğiniz cannabis dükkanları, anlamlı-anlamsız bir sürü müze… Her köşesi metalaştırılmış bir şehir göster deseler önce Kapadokya’yı gösteririm, ikinci sırada ise Prag gelir.</p>
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/prague-magnet.jpeg" alt="" width="200" loading="lazy">
<p>Şehrin güzelliği sanırım herkesin malumu. Klişe bir hikaye olarak hep Hitler’in bile Prag’ı güzelliğinden ötürü bombalamak istemediği anlatılır da Çekoslovokya kadar hızlı düşmüş bir ülkeyi Almanya niye bombalayacaktı diye düşünülmez. Bilinenin aksine Prag İkinci Dünya Savaşı’nda bombalanmış: Almanlar tarafından değil, önce İngilizler sonra Amerikalar tarafından.</p>
<p>İstanbul’da yaşayan biri olarak en şaşırdığım şey ise şehrin kalabalıklığı oldu. Her sokakta sürekli BİNLERCE insan vardı! Müzeler, toplu ulaşım falan hep tıklım basa (evet böyle bir kullanım var) insan doluydu. Prag sanki kalabalık olduğu için kalabalık bir şehir izlenimi verdi bana. Bu kadar insanın bir bildiği vardır herhalde diye (bizim gibi) ipini koparan gelmiş.</p>
<p>Yanlış anlaşılmasın, Prag’ı sevmedim değil. Şehirden çok keyif aldığım zamanlar oldu. Ama önce Prag’da yapmaktan hiç keyif almadığım şeyleri aradan çıkarmak istiyorum:</p>
<h3 id="ulusal-müze">Ulusal Müze<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#ulusal-müze" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h3>
<p>Uçaktan inip otele eşyaları bıraktığımız gibi Ulusal Müze’ye gittik. Sanıyordum ki Bohemya ve Çekya’ya ait sanat eserleri falan göreceğiz. Alakası yokmuş. Bir (geçici) Asya hazineleri sergisi, bir-iki heykel, çoğunlukla böcekler, doldurulmuş hayvanlar, nadir taşlar vesaire ile dolu bir müze. Zamanında Saraybosna’da gezdiğimiz, ve bence daha güzel olan, Ulusal Müze’den pek farkı yoktu. Tek hoşuma giden şey Antonin Dvorak’ın heykelini görmek oldu (gerçi Dvorak’ı şehrin dört bir yanında görmek mümkün):</p>
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/DSC_2423.JPG" alt="" width="300" loading="lazy">
<p>Neticede Ulusal Müze tam bir para ve daha önemlisi zaman kaybıydı.</p>
<h3 id="prag-kalesi">Prag Kalesi<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#prag-kalesi" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h3>
<p>Kalabalığın açık ara en boğucu olduğu yer Prag Kalesi’ydi. Pazar sabahı ilk iş kaleye gittik. Kale surlarının içini gezmek bedava, binaların içine girmek için ise bilet almak gerekiyor. Biz tabii saf saf bilet almak için sıraya girdik, yarım saat bekleyip biletlerimizi aldık. İlk iş tarihi saray dairesini görelim dedik. Bir gördük ki önümüzde en az 300 kişilik, kağnı gibi ilerleyen bir sıra var. Neyse yapacak bir şey yok deyip beklemeye başladık. Bir saate yakın bekledikten sonra içeriye girdik ki ne görelim: dört gri duvar. Yani tamam geniş dört gri duvar ama DÖRT GRİ DUVAR yani! Bu sefer söylene söylene bazilikaya gittik. Yine böyle bir sıra. Bekledik. İçeri girdik: dört gri duvar, bir de İsa.</p>
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/jim-carrey.png" alt="" width="200" loading="lazy">
<p>Kaleye gidip sadece sur içinde gezsek daha fazla keyif alır, hem de daha az yorulurduk. Bilemedik.</p>
<p>Kötü deneyimler yaşadığımız yerler sadece bu ikisiydi. “Aman iki yer de kötü çıkmış, ne olacak” diye düşünmeyin. İkisi de büyük ve kalabalık olduğu için gezmesi zor yerlerdi. İki günümüzü ve o günlerdeki enerjimizin çoğunu bunlar yedi.</p>
<h3 id="signal-festival">Signal Festival<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#signal-festival" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h3>
<p>Şansımıza şehirde Signal Festival diye bir etkinliğe denk geldik. Bu her yıl Ekim ayında, değişik tarihlerde yapılan bir dijital sanat festivali. Etkinlik kapsamında şehrin bir sürü noktasına dijital sanat enstelasyonları kuruluyor. İki tarihi binaya ise 10 dakikada bir ışık yansıtılarak bir şov düzenleniyor:</p>
<video width="200" height="400" controls>
    <source src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/signal.mp4" type="video/mp4">
</video>
<p>Binalar ile yapılan ışık şovunu izlemek çok keyifliydi. Teknoloji ile eskiden yeni yaratılması ve bunun yarattığı teknolojik huşu hissi hoşuma gitti. Geri kalan enstelasyonların neredeyse hepsi sıkıcıydı denilebilir. Yine de tüm bir şehrin festivaldeki noktaları ziyaret etmek için hareket halinde olması ve bu harekete dahil olmak eğlenceliydi.</p>
<h3 id="dox-museum-david-lynch-miquel-barceló-ve-orhan-pamuk">Dox Museum: David Lynch, Miquel Barceló ve Orhan Pamuk<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#dox-museum-david-lynch-miquel-barceló-ve-orhan-pamuk" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h3>
<p>Henüz seyahate başlamadan şehirde bir David Lynch sergisi olduğunu görmüştüm. Pek çok Lynch eserini ekranda izledim ama diğer formatlardaki eserlerini, özellikle de çizimlerini pek görmemiştim. Hayal ettiğimden çok daha fazla eserini gördüm bu sergide.</p>
<p>David Lynch ilginç bir sanatçı. Bir yandan turta ve kahve düşkünü, optimist ve sevgi mantralarıyla meditasyona dalan biriyken bir yandan da son derece rahatsız edici bir görsel sanatı var. Sanırım bu çelişkili durum onu büyük bir sanatçı yapan şeyin ta kendisi.</p>
<p>Lynch sergisini gezdiğimiz Dox Musuem’da Miquel Barceló adlı bir sanatçının da eserlerine denk geldik. Yaptığı resimlerdeki tarih öncesi hava hoşuma gitti. Pek okumamış olsam da Bataille’yı düşündürdü.</p>
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/barcelo-1.jpeg" alt="" width="800" loading="lazy">
<p>En çok ilgimi çeken eseri ise vazolardan yaptığı filozof portreleri oldu:</p>
<figure>
  <img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/barcelo-2.jpeg" alt="" width="600" loading="lazy">
  <figcaption>Kant, Wittgenstein, Platon, Deleuze, Hermes Trismegistus</figcaption>
</figure>
<p>Yine aynı müzede şans eseri Orhan Pamuk’un çizim, fotoğraf ve defterlerinden oluşan bir sergiye denk geldik. Kendisi Cihangir’de komşumuz olduğundan tanıdığımız pek çok yeri Orhan Pamuk perspektifinden görebilmek ilginçti:</p>
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/pamuk-1.jpeg" alt="" width="800" loading="lazy">
<p>En hoşuma giden ise defterlerini görmek oldu:</p>
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/pamuk-2.jpeg" alt="" width="800" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/pamuk-3.jpeg" alt="" width="800" loading="lazy">
<h3 id="national-gallery-aleš-veselý-ve-dahası">National Gallery: Aleš Veselý ve dahası<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#national-gallery-aleš-veselý-ve-dahası" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h3>
<p>Bu yaz Paris’te Louvre ve Orsay müzelerini gezdikten sonra heykel merakım alevlendi. Dolayısıyla hazır Prag’dayken Aleš Veselý sergisini de görmek istedim. Veselý’nin heykelleri daha önce gördüğüm hiçbir şeye benzemiyor. Aynı Lynch eserleri gibi rahatsız ediler ama Veselý’nin farkı, eserlerinin kötücül hissettirmesi. Bakınca insanın <em>mel’un</em> diyesi geliyor.</p>
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/vesely-1.jpeg" alt="" width="800" loading="lazy">
<p>Bu eserlere kimsenin dokunma demesine gerek yok. Zira çok yaklaşırsan sana zarar vereceklermiş gibi hissettiriyorlar:</p>
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/vesely-2.jpeg" alt="" width="500" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/vesely-3.jpeg" alt="" width="400" loading="lazy">
<p>Bu his özellikle yaptığı devasa eserlerde daha belirgin. Sadece fotoğraftan görme şansım oldu ama bir gün doğrudan görebilmeyi de isterim.</p>
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/vesely-4.jpeg" alt="" width="300" loading="lazy">
<p>National Gallery’ye sadece Aleš Veselý için gitmiştik ve doğrusu başka bir şey var mı yok mu bilmiyordum. Meğer burada Picasso’dan Klimt’e, Rodin’den Gutfreund’a binlerce eser varmış. İçeride dört saate yakın gezdikten sonra “müze kapanacak, her şeyi göremeyeceğiz” diye G’nin beni sürüklemesi gerekti. Bilsek buraya bir tam gün ayırırdık. Prag’da en keyif aldığım yer burası oldu.</p>
<figure>
  <img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/national-gallery.png" alt="" width="800" loading="lazy">
  <figcaption>National Gallery'de beğendiğim bazı resimler</figcaption>
</figure>
<h3 id="municipal-house-ve-rudolfinumda-konserler">Municipal House ve Rudolfinum’da Konserler<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#municipal-house-ve-rudolfinumda-konserler" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h3>
<p>Hayatımda ilk kez Prag’da canlı bir orkestra dinledim, hem de bir değil iki kere.</p>
<p>İlki Municipal House’ta, bale ile karışık bir konserdi. Mozart, Strauss ve Dvorak eserlerini dinledik. Pek bildiğim bir şey çalınmadı ama hem müzik hem bale çok güzeldi.</p>
<p>İkinci konser Rudolfinum’daydı. Sadece yaylılardan oluşan bir orkestra bir çok ünlü eserden bölümler çaldı. Vivaldi’nin Dört Mevsim’i, Beethoven’in 5. senfonisi, Pachelbel’in Canon’u gibi eserleri dinlemek çok güzeldi. Bu ikinci konserde ilginç olan bir orkestra şefinin olmamasıydı. Ben anarşist orkestra diye dalga geçtim hatta. Sanırım orkestrayı kemancılardan biri yönlendiriyordu. Acaba şef, üflemeliler-yaylılar gibi değişik tipte enstrümanların kullanıldığı orkestralarda daha mı önemli?</p>
<figure>
  <img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/rudolfinum.jpeg" alt="" width="400" loading="lazy">
  <figcaption>Anarşist orkestra</figcaption>
</figure>
<h3 id="şehir-fotoğrafları">Şehir Fotoğrafları<a role="anchor" aria-hidden tabindex="-1" data-no-popover href="#şehir-fotoğrafları" class="internal"><svg width="18" height="18" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round"><path d="M10 13a5 5 0 0 0 7.54.54l3-3a5 5 0 0 0-7.07-7.07l-1.72 1.71"></path><path d="M14 11a5 5 0 0 0-7.54-.54l-3 3a5 5 0 0 0 7.07 7.07l1.71-1.71"></path></svg></a></h3>
<p>G bana doğum günümde bir Nikon J1 kamera aldı ve böylece ilk kez bir şehirde kamera ile dolaşabildim. Kamera baya eski ve muhtemelen cebimdeki telefonun kamerasına kıyasla daha düşük kalite olmasına rağmen fotoğraf çekmekten verdiği haz kıyaslanamayacak kadar yukarıda. İnsan, telefon ile fotoğraf çekerken etrafını umursamayı beceremiyor sanki. Elinde kamera olduğunda ise şehre bakışın yoğunlaşıyor, sıradan olan ilginçleşiyor. Bu yazıyı, ahım şahım olmasalar da, çektiğim birkaç fotoğraf ile sonlandırayım:</p>
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/DSC_2382.JPG" alt="" width="400" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/DSC_2388.JPG" alt="" width="400" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/DSC_2413.JPG" alt="" width="400" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/DSC_2404.JPG" alt="" width="400" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/DSC_2473.JPG" alt="" width="400" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/DSC_2516.JPG" alt="" width="400" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/DSC_2530.JPG" alt="" width="400" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/DSC_2536.JPG" alt="" width="400" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/DSC_2564.JPG" alt="" width="400" loading="lazy">
<img src="https://hypersubject.b-cdn.net/images/bengidoom/DSC_2561.JPG" alt="" width="400" loading="lazy"> ]]></description>
    <pubDate>Mon, 27 Oct 2025 09:20:51 GMT</pubDate>
  </item>
    </channel>
  </rss>